Cengiz ÇETİNTAŞ

cencetintas@gmail.com   
1 1 1

SONSÖZ

      Fransız Devrimi ile ortaya çıkan milliyetçilik akımı, etkilerini Yunan Yarımadası’nda da gösterdi ve Büyük Zafer’den bir yüzyıl önce, 1822 yılında Yunan İsyanı başladı. Bu isyan sırasında Mora Yarımadası ve Girit Adası’nda binlerce Türk, ya öldürüldü ya da Anadolu’ya göç ettirildi. Bu olaylar Anadolu Rumları için bir kırılma noktasıydı. Batı Anadolu’ya getirilen Türk göçmenler, başlarına gelen olayları anlattıkça, Türkler ile Rumlar arasında giderek soğukluk ve husumet artıyordu. Ayrıca Yunanistan’a eğitime giden Rum gençleri, eğitimlerinden sonra birer fanatik Yunan milliyetçisi olarak Anadolu’ya dönüyorlardı.

      Yunanlılar, kurdukları devletin sınırları dışında Anadolu’da bulunan ve soydaş olarak gördükleri Ortodoks Rum Azınlığı, üzerinde yasadığı topraklarla birlikte Yunanistan’a katılması fikrinden hareket ederek, aralıksız bir şekilde çaba sarf etmişlerdi. Birinci Dünya Savaşı’na kadar bir fikir olarak sürdürülen bu cereyan, savaş stratejisi içinde yine Osmanlı’ya karşı savaşan Avrupa devletlerinin Yunanistan’ı alet etmek istedikleri bir politikaya dönüşerek, Anadolu’da Hellenizm’i canlandırmasına ve daha sonra da Yunanlıların da kabul etmek zorunda kalacakları bir Küçük Asya Seferi ne yol açmıştı. Bu yöreleri işgal edenlerin amacı, bölgenin demografik, sosyal, kültürel ve ekonomik yapısını değiştirerek, burayı her yönden Yunanistan’ın bir parçası haline getirmekti. Bu bölgedeki Türkleri göçe zorlamak, Yunanistan ve adalardan getirilen göçmenleri buralara yerleştirmek, okullar açmak, Türk lirasının yerine drahmiyi geçerli kılmak, Türklerin daha önce kurmuş oldukları dernek ve kurumları işlemez bir hale getirmek, bu ilhak politikasının belli başlı uygulamaları olarak görülmekteydi. Ama olmadı.

      Yüz yıl önce Moralı ve Giritli Türklerin başına gelenler, 1922 yılında Kütahyalı, Eskişehirli, Afyonkarahisarlı ve tüm Egeli Rumların başına geldi. Asırlardır Anadolu’da birlikte yaşayan iki ulus için ayrılık vakti geldi. Artık sadık Osmanlı vatandaşı Rum azınlık mensubu olmak ta önemli değildi. Sonuçta Rum değiller miydi, isteseler bile kalamazlardı Anadolu’da. Yunanca bilmeyen, Anadolu’nun coğrafi koşullarına alışkın, Türklerle birlikte yaşayan Egeli Rumlar, bilmedikleri yabancı bir diyara, Yunanistan’a yerleşmek için yollara döküldüler.

      Bazıları durumun önemini pek kavrayamamışlardı. Yeniden döneriz ümidi ile evini kilitleyip, anahtarını Türk komşusuna bırakanlar vardı. Nasıl olsa iki tarafın devlet adamları anlaşırlar da biz tekrar evlerimize döneriz diye ümit edenler de vardı. Ama Mora ve Girit’ten ayrılarak Anadolu’ya göç eden Türkler, yüz yıl geçtiği halde geri dönememişlerdi. Egeli Rumların da geri dönmeleri bir hayaldi. Çünkü emperyalist Avrupa bir kumar oynamış ve kaybetmişti. Artık hiçbir şey eskisi gibi olamazdı.

      Haritada bir nokta şeklinde gösterilen Kütahya İl Merkezi’nin üzerine pergelin bir ayağını koyarak, yüz elli kilometre yarıçapında çizdiğimiz dairenin içinde, bir ...

                                   FELAKET ...

                                   yaşandı ve aynı zamanda bir de ...

                                   ZAFER kazanıldı.

      Tarih yazılmaya devam ediyordu. Mudanya Ateşkes Anlaşması ve Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Mustafa Kemal Paşa Atatürk soyadını aldı ve Cumhurbaşkanı oldu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Devrimlerle birlikte çağdaşlaşma gerçekleşti. Tarihte bir ilk yaşandı. Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan ve emperyalist Avrupa’ya rağmen bağımsız, demokrat, laik bir devlet kuruldu. Bu, Dünya’daki mazlum milletlere bir örnek oluşturdu. Tarih günümüzde de bu çizgide yazılmaya devam etti ve etmektedir.

   

                 Eskişehir, 29 Ekim 2011

                      Cengiz ÇETİNTAŞ

                  cencetintas@gmail.com

1 1 1 1
 

Bu web sitesinin her hakkı Cengiz Çetintaş'a aittir. Bilgiler kaynak gösterilmek koşuluyla email, fotokopi vb yoluyla gönderilebilinir veya çoğaltılabilinir. Ancak bilgilerin tümü kitap veya benzer şekillerde yayımlanamaz.