Cengiz ÇETİNTAŞ   cencetintas@gmail.com     

 
 
KÜTAHYA LİSESİ 50. YIL MEZUNLARI (1939-1940)
 
     6 ED. A

BU BÖLÜMDE,

1990 YILINDA 100. YIL ALBÜMÜ

İÇİN FOTOĞRAF VEREN VE KAYIT

YAPTIRAN MEZUNLARIN

FOTOĞRAFLARI BULUNMAKTADIR

8 A.MESUT EREZ 86 A.MAHİR ABLUM      
 
649 HÜDAİ YARAMANOĞLU 751 FEHMİ ÇANCI 755 ABDURRAHMAN MAVİTUNA 756 SABRİ ÜLKER  
  ana sayfa

 

    8 A.Mesut Erez
  86 Mahir Ablum
152 Ahmet Övünç
265 Halis Okat
266 A.İhsan Şahinalp
270 H.Fehmi Özhan
295 İzzettin Barlas

296 Asım Evren
407 Abdullah Tokluca
411 Nadire Sözmen
461 Rafet Gönen
494 Ali Angılı
507 Muzaffer Değirmencioğlu
572 Osman Ozzevren

555 Enver Mollacan
636 Tevfik Canteli
649 Hüdai Yaramanoğlu
668 Abdullah Tuğrul
675 Mehmet Gödelek
677 Yahya Aytaç
709 Bedia Mutlu

747 Fikret Pamir
750 Hasan Dal
751 Fehmi Çancı
752 İsmail Can
755 Abdurrahman Mavituna
756 Sabri Berksan
759 Sedat Tuncay

761 Aziz Şentürk
764 İlhami Aygen
823 Ali Akarsu
840 Atıf Koca
844 Hakkı Albayrak
845 İ.Kazım Özses

 

 

PALTOYU VE KASKETİ ASKILIĞA ASMA EĞİTİMİ DE VERİLİYORDU
          Okul Müdürümüz Sayın Hüseyin Sahir Arıtan Bey, çok temiz, titiz bir insandı. Kütahya Lisesi'nde yapacağı çok iş vardı. İşe önce öğrencilerin kılık kıyafetlerinden başladı Hepimiz ceket ve pantolon giyecek, kravat takacaktık, pantolonlarımız ütülü olacaktı. Okulun her yerinde Müdür Bey'e rastlamak mümkündü. Bir gün paltolarımızı ve kasketlerimizi astığımız koridorda dikilmiş bizleri seyrediyordu. Askının üst kısmına paltosunu asan ve onun üstüne kasketini koyan öğrencilerin yanına geliyor, paltonun yakasındaki özel yerinden alt çengele asılacağını ve kasketin de askılık demirinin üstüne iliştirileceğini öğretiyordu. Bir başka gün benim yanıma geldi. Babamın arkadaşı rahmetli Terzi Mustafa Efendi'ye diktirdiği paltomu, yakasını evvela çenem ile göğsüm arasına sıkıştırmış, sonra iki kolumu sokup başımın üzerinden aşırtmak suretiyle giymiştim. Ceketimi de öyle giyiyordum.
          "Olmaz! Palto öyle giyilmez. Çıkar bakayım. Nasıl giyileceğini öğreteyim."
          . dedi. Paltomu çıkarttım.
          "Önce sağ kolunu sok, sonra sol kolunu."
          . Dediği şekilde paltomu giydim. Ne kadar kolay olmuştu. Teşekkür ettim.
                                                  8 / A.MESUT EREZ / Ekonomist, Şirket Yöneticisi, Kütahya Milletvekili, Eski Maliye Bakanı

 

 

 

 

 

İZCİ OLARAK ANKARA'YA GİTMESİ ONUN VE ARKADAŞININ İSTİKBALİNİ DEĞİŞTİRDİ
          Kütahya Lisesi'nde okuduğum yıllarda, Başkent Ankara'da Cumhuriyet Bayramlarında yapılan merasimlere, Yurdun dört bir yöresindeki liselerden seçilip gönderilen izci kolları da iştirak ederdi. 1939 Yılındaki Cumhuriyet Bayramına, Okulumuzdan katılacak izci kolunda ben de bulunuyordum.
          O yıl son sınıf edebiyat şubesi öğrencisiydim. Şenliklere katılmak için gittiğim Ankara'da, arkadaşlarımın tavsiye ettiği bir filmi görmek için Kızılay semtindeki Ulus Sınamasında Tevfik isminde bir gençle tanıştım. Kendisi, o zamana kadar ismini bile işitmediğim Siyasal Bilgiler Okulu adındaki bir yüksek okulun öğrencisiydi. Anlattığına göre, Okulda çoğunluğu parasız yatılı olan dört yüz civarında talebe mevcutmuş. Her yıl yüz kadar öğrenci alınıyormuş. Okul binası yeni ve modern tesisleri ihtiva ediyormuş. Talebelere gayet iyi bakılıyormuş. Buradan mezun olanlar kaymakam, vali, maliye müfettişi, konsolos, elçi gibi Devletin yüksek yönetim kadrolarında görev yapma imkânına sahip oluyorlarmış. Tevfik'in anlattıklarından çok etkilendim. Öyle ya! Liseyi bitirmek üzereydim. Yüksek tahsil yapmayı çok arzu ediyordum. Ancak ailemin maddi imkânsızlıkları nedeniyle mutlaka parasız yatılı bir okul veya fakülteye gitmeliydim. İşte bu nedenlerden dolayı ertesi gün Tevfik'in Okulunu görmeye gittim. Okul binası modern ve temiz görünüşü, bakımlı ve aydınlık salonlarıyla adeta beni büyülemişti.
          Ankara'dan Kütahya'ya dönüşümde bütün gördüklerimi büyük bir heyecanla yakın sınıf arkadaşım Mesut Erez'e anlattım. İkimiz de liseyi bitirir bitirmez, Siyasal Bilgiler Okulu'na girmeye karar verdik.
          O tarihlerde İzmir Enternasyonal Fuarı yeni açılmıştı. Devler Demiryolları İdaresi Fuara ziyaretçi çekebilmek amacıyla ve ziyaret etmek şartıyla ucuz on beş günlük kombine bilet satışına başlamıştı. Ben ve Mesut liseyi çok iyi derece ile bitirdiğimiz için kendimizde hem İzmir Fuarı'nı görme hakkı buluyorduk,  hem de nasıl olsa ucuz olan on beş günlük biletlerle İzmir'den sonra Ankara'ya giderek Siyasal Bilgiler Okulu imtihanına girecektik. Biz de öyle yaptık ve imtihanı vererek Siyasal Bilgiler Okulu'na girmeye hak kazandık.
                                                                                  86 / A.MAHİR ABLUM / Maliyeci, Bakanlık Yöneticisi, Kütahya Milletvekili

 

 

 
                                
HÜDAİ YARAMANOĞLU ARŞİVİNDEN                       FİKRET PAMİR ARŞİVİNDEN
 

 

 

HAFTA SONU DIŞARI ÇIKMA YASAĞI, ONLARI KARAGÖZ-HACIVAT SANATÇISI YAPTI
          Kütahya Lisesi'nde leyli meccani (parasız yatılı) öğrenciydik. Cumartesi geceleri dışarı çıkmak ve eğlence yerlerine gitmek yasak olduğundan, her arkadaş anlaşabildiği bir arkadaşı ile gruplaşarak oynar, eğlenir, hafta tatilini değerlendirmeye çalışırdık.
          Ben de İstanbul Şehzadebaşı tiyatro muhitinde yetişmiş olduğumdan, arkadaşım İlhami Aygen'le Karagöz temsilleri vermeyi düşündük. Bir cumartesi günü öğleden sonra, mukavvalar üzerine çizdiğimiz tasvirleri boyayıp kestikten sonra ispermeç mumuna batırarak deve derisi gibi şeffaflaştırdık ve Karagöz tasvirlerini hazırladık. Akşam yemeğinden sonra sınıfın birinde beyaz perde kurup gösterimizi arkadaşlarımıza sunduk. Bu eğlence her cumartesi akşamı değişik konularla tekrar edilirken, Okul Müdürümüz Enver Demir Bey ve öğretmenlerimiz de seyircimiz oldular.
          O yıllarda Pedagog Prof. Dr. İsmail Hakkı Baltacıoğlu, sahibi bulunduğu "Yeni Adam" mecmuasında Karagöz oyunlarının modernleştirilmesi hususundaki neşriyatına devam ediyordu. Bizim Karagöz temsillerini duyunca, hemen kendi yazdığı "Karagöz Ankara'da" isimli senaryosunu Okul Müdürümüze göndererek, hazırlanmamızı istemiş ve seyretmeye geleceği tarihi de bildirmişti. Bu yakın alaka, yalnız bizde değil, Okul İdaresi, Halkevi ve Valilik içinde de özel bir merasim hazırlığına sebep olmuştu. Ancak Sayın İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun tasvirleri, otuz santimetre değil, seksen santimetre boyunda olduğundan oynatılmaları çok zor olacaktı. Temsilde her hangi bir başarısızlık olursa, telafisi için bir jest olarak, yine İsmail Hakkı Baltacıoğlu'na ait "Kafa Tamircisi" adındaki tiyatro oyununu hazırladık. Nihayet beklenen gün geldi. Prof Dr. İsmail Hakkı Baltacıoğlu Kütahya'ya teşrif etti. Açılış konferansından sonra, Kütahya Valisi, Vilayet Erkanı, Okul Müdürümüz, öğretmenlerimiz, öğrenciler ve halkın huzurunda önce Karagöz Ankara'da temsili ve sonra Kafa Tamircisi piyesi bizler tarafından başarı ile temsil edildi.
          Böylece yaşanan bu olay, Kütahya ve bizler için unutulmaz hatıralar zincirinin halkalarını teşkil ederek hafızalarımızı süslemeye devam edecektir. Hey gidi günler hey!
                                                                                                                         649 / HÜDAİ YARAMANOĞLU / Şirket Yöneticisi

 

 

 
                  
HÜDAİ YARAMANOĞLU ARŞİVİNDEN

 

 

OKUL, YETENEĞİ ORTAYA ÇIKARIYOR AMA KAMU GÖREVİNDE BU YETENEK NE OLUYOR?
          Vişne, elma, armut ağaçlarının o coşkulu canlanışıyla Kütahya'da 1940 Yılının ilkbaharı başlamıştı. Arkadaşımız Hüdai Yaramanoğlu'nun yönetiminde hazırladığımız "Çapanoğlu" piyesinin Halkevi Sahnesi'nde velilere sunulmak üzere heyecanlı bir çaba sarf ediyor, çırpınıp duruyorduk. Değerli Edebiyat Hocamız Eflatun Cem Güney Bey kuliste, kalın gözlük camlarının ardından, dudaklarında tatlı bir tebessümle, bastonuna dayanarak bizleri izliyordu. Ben bu piyeste "Deli" rolünü üstlenmiştim. Ayrıca ortaokul sınıflarından katılan birkaç arkadaşla okul şarkılarından bazılarını koro halinde sunacaktık. Ben ve arkadaşım Zeki Beykont, koroya mandolinle iştirak edecektik. Salon tamamen dolmuştu. İzleyiciler sabırsız bir hava içindeydiler. Bilirsiniz böyle durumlarda insanın eli ayağı dolaşır. Bir türlü sahne hazırlığı bitmiyordu.  Salondan olumsuz sesler yükselmeye başlamıştı. Bir ara arkadaşlar,
          "Birisi şiir okusun. Bakır, haydi sen bir şiir oku!"
          . dediler. Bakırköy'lü olduğum için, arkadaşlarım bana Bakır derlerdi. Ben çoktan gönüllü idim. Çünkü ..... İsimli bir kızdan bakışlarımı bir türlü ayıramıyordum. Yakın arkadaşlarım da bu durumu biliyorlardı. O kızın annesi de salonda izleyiciler arasındaydı. Rahmetli arkadaşım Şükrü Kaymakçalan'ın defterinden aldığım "Dağlar ve Dalgalar" isimli şiiri okuyacaktım. Bu hususta sesim uygun ve kabiliyetim de yerinde idi. Kıza ve annesine iyi bir tesir bırakabilirdim. Ya Allah, dedim ve pedenin arkasından sahnenin önüne fırladım. Ama kendimi bir karanlıkta buluverdim. Sahnenin önündeki suflör boşluğuna düşmüştüm. Salonda bir kahkaha fırtınası koptu. Hemen toparlandım ve çevik bir hareketle yukarı çıktım. Üstüm başım toz içinde idi. Tozumu toprağımı herkesin gözü önünde silkeledim. Gülüşmeler devam ediyordu. Hiçbir şey olmamış gibi şiiri büyük bir başarı ile okudum. Salon bu sefer alkıştan çınlıyordu. Perde arkasına geçtiğimde arkadaşlarım şaşkındılar. Ne olduğundan haberleri yoktu. Eflatun Hocam da takdir dolu bakışlarla, memnun bir tebessümle başını öne doğru sallıyordu.
          Aradan bir süre geçmişti ki, Değerli Hocam derste beni ayağa kaldırdı. Hocamın huyunu iyi kavradığım için, zor ve uzun olan Emile Zola'nın Hakikat isimli romanını çok iyi hazırlamıştım. Roman kahramanının ve diğer karakterlerin tahlillerini yapıp eserin ne anlatmak istediğini açıkladıktan sonra Hocam,
          "Peki! Güzel hazırlanmışsın. Bu eser sende ne gibi bir tesir bıraktı?
          . diye sordu. Ben de,
          "Hocam! Bu eserin kahramanı Mark'ın çabaları beni çok etkiledi. Ailemin maddi durumu iyi değil ama ben de ne yapıp edip Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümüne girip mimar olacağım."
          . dedim.
          "Evet, sen sanatkâr ruhlusun. İyi bir mimar olabilirsin."
          . dedi. Mimar oldum ama hep kamu görevlisi olarak baskı altında çalıştığımdan ve beni destekleyen kimsem de olmadığından, bir fırsat yakalayıp kendimi gösteremedim. İşte bir fırsat, işte bir rahmet vesilesi! Çok Değerli Hocam Sayın Eflatun Cem Güney'i, diğer tüm hocalarımı sayenizde saygı ile anmış oldum. Allah rahmet eylesin.
                                                                                                                     755 / ABDURRAHMAN MAVİTUNA / Yüksek Mimar

 

 

 

 

 

BİR HATA, BİR İTİRAF VE BİR PİŞMANLIK
          Bir hafta sonu yatılı arkadaşlarla Sultanbağı bahçelerine gezmeye gitmiştik. Sol tarafta bir bahçenin içinde, bir kiraz ağacının dalları yere değiyordu. Hemen bahçeye daldık. Adeta kirazları yapraklarıyla sıyırdık. Bir arkadaşımız bize katılmadı ve yolda bekledi. Hatta ben birkaç kiraz verdim, yemedi. Bu arkadaşımla temasımı hiç kaybetmedim. Bu olayı hatırladıkça da kendimden utanırım. Allah affetsin. Bu arkadaşım, bugün Türkiye'nin büyük şirketlerinden birinin sahibidir.
                                                                                                                     755 / ABDURRAHMAN MAVİTUNA / Yüksek Mimar

 

 

 
      
756 SABRİ ÜLKER DİL LABORATUARI
 
 
     6 FEN A
 
115 AHMET NASUHOĞLU 261 A.NAFİZ SONAT 318 İ.HAKKI YÜCEL 748 ZEKİ BEYKON  
     
753 AHMET KASIM 754 A.NECATİ ARI      
  ana sayfa

 

  66 A.Süheyla Eskin
115 Ahmet Nasuhoğlu
139 M.Faik Öktem
158 R.Gündüz İlter
261 Nafiz Sonat

318 İ.Hakkı Yücel
388 Ümit Topçu
532 M.Reşat Tuncay
538 Muzaffer Köymen
590 Hakkı Güner

630 Mükerrem Atabey
645 İsmail Tançelik
691 Fevzi Sılay
744 Kemal Gürol
748 A.Zeki Beykont

753 Ahmet Kasım
754 A.Necati Arı
765 Şükrü Kaymakçalan
777 Vehbi Çolak
842 Ali Terzibaşıoğlu

843 Mehmet Gümüşoğlu
860 Nafiz Okay
861 H.Hüseyin Şahin
872 Muazzez Olguner

 

 

YABANCI DİLE OLAN MERAK, YURT DIŞINDA BURS KAZANDIRDI
          Ortaokul son sınıftayız. İngilizce Hocamız Enver Bey. Çok ciddi ve sert biri! Yabancı dile merakım ve yatkınlığım sebebiyle, yirmi kişilik sınıfta ondan tokat yemeyen benden başka öğrenci yok. Bu nedenle Hocamız bana yakınlık gösterir ve güven duyardı. Bir gün Hocamıza, Atatürk'ün Gençliğe Hitabı'nı İngilizceye çevirmesini rica ettik ve bunu ezberlemek istediğimizi söyledik. Hocamız birkaç gün uğraştı ve istediğimiz çeviriyi yaparak bize getirdi. Sevindik. Ancak!
          "Çocuklar, bunu yarına kadar ezberleyeceksiniz."
          . dedi Olacak şey değildi.
          "Hocam, yarına kadar ezberleyemeyiz."
          . dedikse de Hocamızın dediği dedikti.
          "Hayır efendim, olacak!"
          . dedi ve kesti attı. Ben Hocamın tabiatını bildiğimden, her şeyi bir kenara bırakıp, çeviriyi ezberledim. Ertesi gün, Hocamız derse girdi ve en arka sıradan başladı ve
          "Kalk ve oku!"
          . dedi. Arkadaşımız,
          "Efendim, ezberleyemedim!"
          "Vay efendim, nasıl ezberleyemezsin!"
          Bir sağa, bir sola iki tokat. Ben ön sırada oturuyorum. Sıra bana kadar gelmiş ve on dokuz arkadaşım tokatları yemişlerdi. O tokatları onlar değil, adeta ben yemiştim. Bu olayı protesto etmek istedim. Hocamız bana güvenerek, arkadaşlarıma bakın şimdi görürsünüz havası içinde,
          "Kalk ve oku!"
          . dedi. Ayağa kalktım ve
          "Ezberleyemedim, efendim!"
          .dedim. Hocamız bu cevap karşısında şaşırmış ve iyice köpürmüştü. Hışımla,
          "Sende mi?"
          . dedi ve bana da bir tokat tattı. Elindeki kitapları yerlere fırlatıp sınıfı terk etti. Sonra zil çaldı. Herkes çıkmak üzere kapıya doğru yürürken, ben kapıyı tuttum.
          "Arkadaşlar, şunu bilmenizi istiyorum. Ben bu metni ezberledim. İsterseniz şu anda size okuyabilirim. Ancak Hocamız, haksız yere hepinizi cezalandırdığı için ben de bu durumu protesto etmek amacıyla okumadım. Yani hayatımda yediğim ilk tokadı, sizlerin hatırı için bilerek ve isteyerek yedim."
          . deyince, arkadaşlarımın hepsi,
          "Biz durumu zaten anladık."
          . dediler. Candan ve samimi bir yakınlıkla bana sarıldılar.
          Tokat hiçbir zaman bir ceza aracı değildir. Ama gene de Hocamızın elleri nurdan olsun. Ondan öğrendiğim İngilizce ile yıllar sonra, Amerikan Yardım Heyeti'nin açtığı Fullbright İmtihanında burs kazanarak Amerika'ya gittim. Orada üç yıl, New York Üniversitesi Tıp Fakültesinde Dahiliye Hastalıkları ihtisası yaptım. Dönüşte, Ülkemizin en seçkin hastanelerinden biri olan Şişli Etfal Hastanesi'nde Başasistan, Dâhiliye Kliniği Şef Muavini ve sonra Şefi olarak yirmi dört yıl hizmet verdim, birçok uzman yetiştirdim. Hem hastalarımla ilgilendim, hem de Hastaneye gelen yüzlerce Kütahyalı hemşerime yardımcı oldum.
                                                                                                              115 / DR. AHMET NASUHOĞLU / İç Hastalıkları Uzmanı

 

 

 

 

 

TAŞ MEKTEP YANGINI, YÜREK YANGINI
          Altı yılımı geçirdiğim Okulumda pek çok hatıram var. Bunlardan birini size nakledeyim. Okullar yeni açılmış, ortaokul birinci sınıfa başlamıştım. O zaman buraya Taş Mektep deniliyordu. Sınıfımız merdivenlerden çıkınca sağda tam karşıda idi. Tarih-Coğrafya Hocamız Muhittin Aydınol Bey ders anlatıyordu. Birden koridordan yüksek sesler gelmeye başladı. Hocamız da dışarıdaki sesleri bastırmak için sesini daha da yükseltmişti. Birden sınıf kapısı açıldı ve Müdür Muavini Mehmet Bey,
          "Yangın var, dışarı, dışarı!"
          . diye bağırdı. Hepimiz dışarıya hücum ettik. Çatıdan çatırtılar geliyor, koşuşanlar, bağrışanlar, koridorlar ana baba günü. Biz alt merdivene gelmiştik ki birden aklıma geldi. Çantamı sınıfta unutmuştum. Kalabalığı yararak yukarı çıktım ve sınıfa girdim. Tavanda yer yer alevler görülüyordu. Çantamı kaptığım gibi tekrar aşağıya indim. Bahçeye çıktığımda Taş Mektebimiz alevler içindeydi. Bu heyecanı ve korkuyu on bir yaşımda yaşamış olmama rağmen hiç unutamam.
                                                                                                           318 / İ.HAKKI YÜCEL  / Yönetici, Kimya Yüksek Mühendisi

 

 

 

 

 

HİÇ UNUTULMAYAN ACI BİR ANI
          Bilecik Ortaokulu'nu bitiren beş arkadaş, parasız yatılı hakkı kazandık ve Haydarpaşa-Konya Treni ile 1937 Yılı Eylül Ayında Kütahya'ya geldik. O zamanlar trenler Kütahya İstasyonuna uğramazdı. Alayunt İstasyonundan aktarma ile gelmiştik. Kütahya Lisesi yangın geçirmiş ve tamirde olduğundan, üç ayrı binada öğretim yapılıyordu. O gece başvurduğumuz Okula bizi almadılar ve ertesi gün gelmemizi söylediler. O gece beş arkadaş, camları bile olmayan bir han odasında, yer yataklarında yattık.
          Kütahya'da acı, tatlı anılarla dopdolu üç yıl geçirdik. 1940 Yılı mezunlarından rektör, profesör ve bakanlar çıktı. Zaman zaman buluşup, acı anılarımızı unutup, hep tatlı anılarımızı tazeliyor ve onları yeniden yaşıyoruz.
                                                             754 / PROF. DR. A.NECATI ARI / Öğretim Üyesi, Fizik Tedavi ve Romatizma Uzmanı

 

 

 
      
NAFİZ SONAT ARŞİVİNDEN
 
 
              Sınıf listelerinde, öğrencı adlarında ve fotoğraflarında; yanlışlık, eksiklik veya fazlalık varsa "cencetintas@gmail.com"        eposta adresine bildirebilirsiniz.
 
     1 1938-1939 ÖĞRETİM YILI MEZUNLARI
 
1940-1941 ÖĞRETİM YILI MEZUNLARI 1     
 

            Bu web sitesinin her hakkı Cengiz Çetintaş'a aittir. Bilgiler kaynak gösterilmek koşuluyla email, fotokopi vb yoluyla                 gönderilebilinir veya çoğaltılabilinir. Sosyal medyada kaynak gösterilmek veya link verilmek koşuluyla paylaşılabilinir.                Ancak bilgilerin tümü kitap veya benzer şekillerde yayımlanamaz.