Cengiz ÇETİNTAŞ     cencetintas@gmail.com
GERİ    
            
          Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin laik bir devlet olması yolundaki önemli aşamalardan birincisi Saltanatın ve ikincisi Halifeliğin kaldırılmasıdır. Kurtuluş Savaşı yıllarında TBMM Hükümeti ile İstanbul'daki Halife Padişah ve onun Hükümeti arasındaki ilişkiler, Halifelik ve Saltanat makamlarının sonunu hazırlayıcı niteliktedir. İslam tarihinde Halifelik, Hazreti Muhammet'in vefatı üzerine ortaya çıkan bir kurumdur. Hilafet Arapçada birinin ardından gelen, yerine geçen anlamına gelmektedir. Bunun dışında tarikatların örgütlenmesinde şeyhlerin belirli yetkiler taşıyan temsilcisine halife denilmiştir. Halife İslam Dininin esaslarına göre hem baş imam, hem de devlet başkanıdır. Yavuz Sultan Selim'in 1517 yılında Mısır'ı ele geçirmesiyle Hilafet Makamı İstanbul'a taşınmış ve bu Makam zamanla siyasal sistemin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Hilafet Unvanı ve Makamı kutsallığı nedeniyle teorik ve siyasal düzeyde yüzyıllar boyunca tartışılmaz bir hal almıştır. Osmanlı devlet adamları, kaybettikleri ülkeler üzerinde Padişahın sözde manevi, gerçekte dünyevi haklarını korumak için Halife unvanından yararlanmayı ümit etmişlerdir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Halifenin manevi varlığı, İmparatorluk içindeki topluluklarda milliyetçilik cereyanlarının yayılmasını önleyememiş, Mondros Ateşkes Anlaşması sonrasında imparatorluk topraklarını işgal eden İngiliz ve Fransız askerlerinin içinde Müslüman askerlerinin de bulunması sakıncalı bulunmamıştır.23 Nisan 1920 tarihinde TBMM toplandığı zaman, değil Cumhuriyet herhangi bir siyasal yapılanma henüz telaffuz edilemiyordu. Mustafa Kemal Paşa dâhil Milli Mücadelenin bütün kurucu kadrosu uzlaşma çabası içindeydiler ve Hilafet Makamını kurtarma niyetlerini sık sık dile getiriyorlardı. Alacağımız her kararı Padişaha sormalıyız diyenlerin üzerine fazla gidilmiyor ama aşırı istekleri de çeşitli bahanelerle önlenmeye çalışılıyordu. Buna rağmen Padişah dini yetkilerini, manevi otoritesini, düşmanla işbirliği içinde, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere ölüme mahkûm etmekte bir sakınca görmedi.                (Devamı...)  
 
  E-KİTAP